SEVGİ NEYDİ?

SEVGİ NEYDİ?

SEVGİ NEYDİ?

Ertuğrul Özgün

25 Aralık 2019, 16:52
Bugün işten geldikten sonra, ne yazmaya ne de okumaya isteğim vardı. Koltuğa uzanıp film izlemek istedi gönlüm. Önce yabancı film kanallarına baktım. Gün içinde yaşadıklarımın tesiri altında kalmış ruh halime uygun bir film ararken, 1977 yılının Yeşilçam’ın yüz akı bir filme rastladım. “Selvi Boylum Al Yazmalım” Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un aynı isimli romandan uyarlayarak; Atıf Yılmaz’ın yönettiği, 1977’de, kalpleri ısıtan sıcacık bir aşk ve emek kokan bir sevgi arasında kalan kadının yaşadıklarını konu alan filmini görünce, derhal başa alıp izlemeye koyuldum. Seyretmemiş olanlar için filmin konusunu kısaca belirtmezsem, söyleyeceklerim pek anlaşılamaz düşüncesiyle konuyu kısaca arz etmek istedim. Çalıştığı yerde İstanbullu diye anılan İlyas(Kadir İnanır) çok sevdiği kamyonuyla hiç gitmek istemediği bir işe gitmek zorunda kalır. Burada Asya(Türkan Şoray) ile karşılaşır. Asya, daha önceden hiç görmediği ve ertesi gün görüşmek üzere sözleştiği İlyas’la birbirlerine aşık olur ve kısa bir süre içinde evlenirler. Aşklarını doya doya yaşarlar Asya ve İlyas. Tam da çocuklarının(Samet) doğumunun olacağı gün; şirket İlyas’ı, önemli ve acil bir iş için uzak bir yola gönderir. İlyas, yolda içinde on bir kişinin olduğu bozulmuş bir kamyonet ve kamyonetin yanında inatla durması için işaret eden Cemşit’le(Ahmet Mekin) karşılaşır. Cemşit, kamyonetin içinde on bir kişi daha olduğunu, şiddetli yağmurdan tepelerine kayaların yağdığını ve kamyonuna bağlayarak kamyoneti çekmesini için İlyas’tan yardım etmesini ister. İlyas, yardımı zor da olsa kabul eder ve bundan şirketin haberi olur. İlyas’ı şoförlükten alıp kamyonet bakımına verirler. İlyas’a bu durum çok ağır gelir, çünkü kamyon onun arkadaşı, her şeyidir. O günden sonra İlyas, ne Asya’ya ne de oğlu Samet’e ilgi gösterir. Asya’nın, İlyas’a kamyonu geri vermesi için gidip müdürden özür dilemesi ise ikisi arasındaki sevdayı koparır. İlyas zamanla şirket sekreteri Dilek’te kalmaya, eve hiç uğramamaya başlar. Dilek’in evinde kaldığını duyan Asya gider ve İlyas’ın Dilek’in evinde olduğunu görür. Ardından küçük bir çanta ve oğlu Samet’i alıp başka yere gitmeye karar verir. Yolda Cemşit’le karşılaşır. Cemşit, Asya’ya evini açar, gün gelir yüreğini açar, Asya’nın oğluna şefkatle bakar… Asya zamanla güvenir Cemşit’e ancak İlyas aklından hiç çıkmaz. Öyle ki yol kenarlarında kırmızı kamyon gözlerken bulur kendini her zaman. İlyas her yerde aradığı Asya’ya dair ümitlerini hiç tüketmez, bu arada işine de devam eder. Yine çok içtiği bir gün kaza yapar ve bu defa İlyas’ın imdadına koşan Cemşit olur. Evine getirir yıllar önce can borcu olduğu adamı. Asya yaralı adamın İlyas olduğunu görünce kolları çözülür ve kucağında taşıdığı odunlar yere dökülür. Cemşit durumu görür, aslında eve en gelmemesi gereken kişiyi getirdiğini bilir ama İlyas’a yardıma devam eder. Kamyoneti tamir ederler ve İlyas gider. Samet’e söz verdiği kamyoneti getirdiği gün Samet’i kamyonete alarak ve yola koyulur. Oğlunun kaçırıldığını düşünen Asya, ağlayarak kamyonun peşinden koşar. Bu sırada Samet yolda Cemşit’i görüp ‘babama gitmek istiyorum’ diye ağlar. İlyas sonunda kamyonu durdurur ve Samet koşarak annesine sarılır. Daha sonra da “baba” diyerek Cemşit’e koşar. Asya için seçim zamanı gelmiştir artık; ya oğlunun baba diye bildiği Cemşit’i ya da ihaneti tercih eden asıl baba İlyas’ı seçecektir. İşte bize “sevgi neydi?” sorusuna yanıtlar aramaya başlatan, aynı zamanda gözlerimizi yaşartan sahneleri bu dakikadan itibaren seyretmeye başlıyoruz. “Mutluluk bu muydu? Mutluluk neydi ben bilmezdim. O vardı bir zamanlar, onu sevmiştim. Sevgi o muydu? Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgârıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları… Bir yürek çarpıntısı… Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kuruyup dökülür, yağmur diner güneş çıkardı. Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan dost, sıcak insan eli; insan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti” diye konuşarak Cemşit’e doğru yürür Asya. 1977 yılında bu filmi seyretmiş ve bu sahnede ağlamıştım. O zaman neye ağladığıma karar verememiştim. İyilik ve emeğin karşılığı olan minnet duygusuyla, Cimşit’e giderken arkasına dönüp bir daha görmeyeceği İlyas’a bakan Asya mıydı beni ağlatan? Bir başkasında gönlü olduğunu bile bile sevdiği kadının kendini tercih etmesine sevinen Cimsit miydi? Yoksa hatasının bedelini bu kadar ağır ödemek zorunda kalan İlyas’ın Asya’nın arkasından umutlarının tükendiği çaresiz bakışları mı ağlamıştı beni bilemiyorum. Bugün seyredince yine ağladım.  Ama Asya’nın sevgi için söylediklerinden farklı bir duyguyla. “Sevgi” bence ne biri ne de diğeriydi. Gerçek sevgi, Asya’nın İlyas’ı yeniden gördüğünde kollarındaki gücü kesen ve odunların kolları arasından dökülmesini sağlayan duyguydu… Sevgi yüreğe damlayandı… Sevgi kalp teline dokunandı… Bir de bugün asla Cemşit’in yerinde olmak istemedim…

Yorum Gönder

@name x