EĞİTİMCİ-YAZAR EROL DEMİR İLE EĞİTİME DAİR
banner40

EĞİTİMCİ-YAZAR EROL DEMİR İLE EĞİTİME DAİR

EĞİTİMCİ-YAZAR EROL DEMİR İLE EĞİTİME DAİR

Erol Demir

eroldemir@kuzeyinnabzi.com
11 Eylül 2023, 16:24
Esnaf ve zanaatkâr bir ailenin çocuğum. Doğmuş olduğum köyde yaşayan dedem ve amcama..
Erol Bey, sizi özellikle de mesleki eğitime yönelik hayatınızı kısaca tanıyabilir miyiz?
Esnaf ve zanaatkâr bir ailenin çocuğum. Doğmuş olduğum köyde yaşayan dedem ve amcama yardım etmek için yaz tatillerinde tarım ve hayvancılık işlerinde bulundum. Babam terziydi amcam ise marangoz öncelikle onların yanında çıraklık yaptım. Daha sonra sıhhi tesisat, elektrik, Rd. Tv. Tamircisi yanında çıraklık yaptım. O zamanki ismi Endüstri Meslek Lisesi halk diliyle sanat okulu mezunuyum. İki yıl dikiş makineleri tamir servisi olarak esnaflık yaptım. Bir yıl kablo fabrikasında kalite kontrol olarak çalıştım. Elektronik öğretmeni olarak Hakkâri’de göreve başladım. İktisat Lisans, İşletme Yüksek Lisans programını tamamladım. İşletme Yönetimi doktora programını yeterlilik aşamasında bıraktım. Özel sektörde kalite kontrolcü olarak çalıştım. MEB Mesleki Eğitim-Halk Eğitim ve Meslek Liselerinde öğretmenlik, müdür yardımcılığı ve yöneticilik görevi sonrası 2003 yılından itibaren şube müdürü olarak görevine devam ediyorum. Evli üç çocuk babasıyım. Köyde dedem ve amcamdan, terzi babam ve marangoz amcamdan, çıraklık yaptığım ustalarımdan çok şey öğrendim. Üstüne esnaflık yapmak, özel sektörde çalışmak ve eğitimin her kademe ve türünde çalışmak sonraki yıllarda bana büyük değer kattı ve çalışmalarımı özgüvenle yürütmeme destek oldu.
Kitap yazma fikri nasıl doğdu, uzunca bir süredir yazmayı nasıl sürdürüyorsunuz, gelecekte yazmayı planladığınız konu veya kitaplar nelerdir?
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde 2008-2014 yılları arasında mesleki ve teknik eğitimden sorumlu şube müdürü olarak çalıştım. Bu esnada İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası ve Müsiad gibi sektörün önde gelen temsilcileriyle ve üniversitelerle mesleki eğitim konularında ortak çalışmalar yürüttük. Onlarca başarılı projeyi tamamladık. Yaklaşık üçyüzelliye yakın meslek lisesiyle öğrenci sayısını ülke ortalamasının üzerinde çıkardık. Memuriyet gereği sürekli aynı bölümde çalışmak mümkün olmuyor ne yazık ki. Bir başka bölümde çalışmaya başlayınca üzerimde biriken tecrübeleri ilgili herkese ulaştırmam gerektiğini düşündüm. Öncelikle en üst düzeyden yerele doğru tüm yetkililere kişisel olarak hitap eden ortak bir mektup yazdım. Dört sayfalık mektubun her paragrafında mesleki eğitimin bir kısmını ele alıp eleştirel bir değerlendirme yazdım. Bir başka dört sayfada ise değindiğim hususlara yönelik çözüm önerilerimi ve ülkemize özgü tasarladığım yeni bir mesleki eğitim modelimi anlattım. Bir sayfada bir meslek lisesinin haftalık ders programını gösterdim. Dokuz sayfayı okumaya vakit bulamayacaklar için de tek sayfalık bir yönetici kaleme aldım ve kargoyla gönderdim.
Daha önceki yıllarda yerel gazetede haftalık güncel sosyal meselelerde yazıyordum. Mesleki eğitime baktığım yıllarda sektörel dergi ve gazetelerde yazmıştım. Artık kendime bir hedef koydum ve düzenli olarak özellikle mesleki ve teknik eğitimi izleme-değerlendirme yaparak yazmaya başladım. Yazdığım yazıları spiral cilt yapıp dosyaladım. Masamın üzerinde dururken bir meslektaşım hocam bunlar çok kıymetli hiç vakit kaybetmeden bunu kitaplaştırın önerisiyle kitap maceram başladı. Ziyaretime gelen matbaacı-yayıncı bir dostumun kızına gösterdim. Alıp editörüne inceletti ve kitabı “ALTIN BİLEZİK” adıyla 2019 yılında basmaya karar verdik. Okumalarım yazmalarım devam etti. Her yıl bir kitap çıkarmak nasip oldu. Sırasıyla “MESLEĞİM HAYATIM, İŞ İNSANLARI GÖZÜYLE TÜRKİYE’DE MESLEKİ EĞİTİM, SİHİRLİ REÇETE VE BALIK EKMEK” olmak üzere beş kitap oldu.
Elimde tamamlamak üzere olduğum ALTIN MAKAS adıyla babam terzi Hasan Ustanın gerçek hayat hikâyesini konu alan farklı yeni bir çalışma var. Bu kitabımda gençlere meslek sahibi olmanın yanında milli ve dini değerlerimizin hayatımızı nasıl şekillendirdiğine vurgu yapıyorum. Daha çok ortaokul öğrencilerine yönelik hikâyemsi bir tarzda bugün iş hayatında unutulmaya yüz tutan değerlerimizi aktarmayı amaçlıyorum.
Siz eğitim yöneticiliğiniz yanında aynı zamanda bir babasınız bu sıfatla eğitim sistemimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biri mühendis olarak çalışan biri üniversiteye yeni yerleşmiş biri de hazırlık sınıfını geçip lise bire geçen üç çocuk babasıyım. Son çocuğumun geçen sene LGS hazırlık süreci üzerinden bir yorum yapmaya çalışayım. Hem bir baba hem de otuzüç yıllık bir eğitimci olarak oğlumun sekiz yıllık temel eğitim başarısını, sınıf ve okul içindeki sırasını biliyordum. MEB e-okul sisteminde kayıtlı verilere bakarak çocuğumun ilçesinde sınavlı bir Anadolu lisesine yerleşeceğini de biliyor ve tahmin ediyordum. Ancak sınava herkes gibi benim oğlum da resmiyette var olmayan ancak fiilen dersane hizmeti veren kişisel gelişim kursuna giderek ve evde annesi gözetiminde düzenli ders çalışıp test çözerek hazırlandı. Daha önce tahmin ettiğim sınavlı Anadolu lisesine yerleşti. Ancak bunun için bir yıldan fazla süre okulla birlikte ilave dersler alıp testler çözerek deneme sınavlarına girerek oldukça uzun zaman harcadı. Çünkü bu zaman zarfında yeni bir bilgi öğrenmedi. Öğrendiği bilgileri yoklayan farklı soru tipleriyle herkesten daha hızlı ve doğru cevap vermeyi öğrendi ve başardı. Yani biz aslında bu sınavla çocuklarımızın bilgisayardan örnek verecek olursak harddisk hafıza kapasitesini, mikroişlemci hızını ve yüklü olan işletim sisteminin sürümünü kontrol etmiş gibi oluyoruz. Bunun yolu bu olmamalı yazık günah çocuklar çok yoğun bir yarış içerisine strese giriyorlar. Ne için? Marka ve tarihi okullar hariç aynı veya komşu ilçelerdeki birbirinden hiçbir farkı olmayan liselerde okumak için. Aslında bu sınavla yerleştirme sistemi, bırakalım yapılması yasak olan seviye sınıflarını devlet eliyle seviye liseleri oluşturuyor. Birbirinden üç beş soruyu daha fazla doğru çözen çocukları evlerinden uzaklara yerleştirmenin bana göre hiçbir mantığı ve faydası yoktur.
Günümüzde hala usta-çırak ilişkisi içinde meslek eğitimi devam ettirilebilir mi?
Ülkemiz de kaçınılmaz olarak modernizmden nasibini almış olmasına rağmen hala iş hayatında bazı gelenek ve göreneklerimiz yaşatılmaya çalışılmaktadır. Esnafın sabah ilk alışverişine “siftah sizden bereketi Allah’tan” demesi bunun küçük bir işaretidir. Bazıları geçmiş ve geleceğimizle bir bağ ve denge kurarak değişime uğrasa bile güzel geleneklerin yaşatılması toplumun ihtiyacıdır. Şimdilerde adına etik dediğimiz ahlaki davranış ve mesleklerin kanunlarda yer almayan kurallarına olan ihtiyacımız her geçen gün daha da artmaktadır. Buradan geçmişte varolan tüm gelenek ve göreneklerin yeniden birebir uygulamaya konulmasını anlayamayız. Ancak her ikisinin sentezi pekâlâ mümkün olabilir. Bazen nostalji olsun diye sergilenen bir takım ritüelleri seyretmek hangimizin hoşuna gitmiyor ki? Üretim yaparken verimlilik ve rekabeti korurken zayıf ve güçsüze de yaşama hakkı tanınması sağlanamaz mı? Bu ortamı iş hayatı için Ahilik ilkeleriyle bir parça da olsa sağlamak mümkün olamaz mı? Yani geçmişin güzel değerleriydi diyerek nostalji de olsa anlattığımız bazı değerleri tekrar ihya ve inşa edemez miyiz?
Biz sahip olduğumuz geçmişimiz, tarihi ve kültürel değerlerimizle yeni yüzyıla ahlaki bir anlayış ve aile bağlarımızı güçlendirecek bir nesil yetiştirebiliriz. Çocuklarımıza para değil değer kazanma ve değer katma yaklaşımıyla mutlu olan ve mutluluk katan, huzurlu yaşamak için rekabetin değil dayanışmanın, adil ve ahlaki olmanın gerektiğini kavratabilmeliyiz. Aksi halde varlıklı aile çocuklarının, sahip oldukları teknolojik imkânlarla, daha sağlıklı, uzun ömürlü ve ayrıcalıklı olarak yetişmesine ve toplumsal farkların derinleşmesine sonuçta diğerleri için yaşanabilir olmaktan uzaklaşmaya doğru gidilebilir.
Eğitimdeki dijital dönüşümü, insan merkezli modern bir eğitim fırsatına çevirebiliriz. Bizim de ülke olarak  “2023 Türkiye Yüzyılı”, “Eğitimde 2023 Vizyonumuz” var. “Mutlu çocuklar, Güçlü Türkiye” sloganına ve bu vizyona inanarak bu doğrultuda gereği gibi çalışırsak hedeflerimize ulaşabiliriz. Eğitimin amacını; çift kanatlı, aklı-kalbi-zevki selim insan olma yolculuğu görüp bilgi ve beceri yanında dokunarak hissederek duygu, his ve karakter oluşması olduğunu unutmadan insandan insana yüzyüze eğitimi model alarak emsalleriyle birlikte etkileşimle sosyalleşerek yapılması çağlardır değişmeyen insan ihtiyacıdır.
Neden ısrarla gençlerin mesleki ve teknik eğitime devam etmesini tavsiye ediyorsunuz?
Meslek Liseleri gençlere, kendi alanında YKS sınavlarında ek puan alarak üniversiteye yerleşmede avantaj sağlamaktadır.  Lise mezunları sadece “diploma” alırken meslek lisesi mezunları ise “diploma” haricinde “işyeri açma belgesi, EuroPass belgesi ve modül sertifikası” sahibi olmaktadır. Lise mezunları mezun olduğunda bir “unvan” sahibi olmazken meslek lisesi mezunları “teknisyen” unvanı almaktadır. Lise mezunları eğitimleri sonunda kazandıkları becerilerini belgeleyemezken meslek lisesi mezunları “modül sertifikası”nda yazan iş tanımlarını yapabileceğini hangi becerilere sahip olduğunu kanıtlayabilmektedir. İsterlerse MYK belgelendirme sistemiyle sınavına girerek dünyaca kabul gören Mesleki Yeterlilik Belgesi sahibi de olabilirler.
Kamu ve özel sektör işe alım ilanlarında; asgari eğitim şartları olarak çoğunlukla “meslek lisesi mezunu” şartı aranmaktadır. Lise mezunları eğitimleri sırasında iş ortamıyla buluşup deneyim kazanamazken meslek lisesi mezunları eğitimlerinin bir bölümünü gerçek iş ortamlarında mal ve hizmet üretimi yaparak deneyim kazanmaktadırlar.
Her şeyden önemlisi lise mezunu olmak bir meslek sahibi yapmaz iken meslek lisesi mezunları tüm dünyada geçerli olan bir meslek sahibi olarak mezun olmaktadır. Yabancı ülkelerin yurtdışından nitelikli eleman taleplerine başvurabilmektedir. Lise mezunları eğitimleri boyunca para kazanmazken meslek lisesi mezunları eğitimleri boyunca okuldayken döner sermaye gelirinden ücret almakta, işletmede beceri eğitimi yaparken asgari ücretin 1/3 – 1 /2 si kadar ücret almaktadır. Öğrenciyken emeğin ve alınterinin karşılığını almaktadır.
İşletmede uygulamalı meslek öğrenirken iş kazası ve meslek hastalığına karşı sigortası devlet tarafından ödenmektedir. İşyerleri meslek lisesi mezunlarını alanında işe aldığında “Genç, kadın ve mesleki belge sahibi olanların istihdamına yönelik teşvik” ve destek almaktadır. Bu sebeple işe alımlarda meslek lisesi mezunlarına öncelik verilmektedir.
Meslek lisesi mezunları kendi işyerini açması halinde “genç girişimci teşviki” alabilmektedir. Meslek liseli mezun olur olmaz iş hayatına atılabilmekte ve bu sayede hayata erken başlayarak kariyer yolculuğunda her zaman diğerlerine göre daha hızlı ilerlemektedir.
İş pedagojisi ve usta öğreticilik kursunu (40 saatlik) tamamlayarak öğretmenin olmadığı durumlarda öğretici görevi yapabilmektedir. İşletmelerde/firmalarda stajyerlerden sorumlu yetkili kişi olabilmektedir.
Öğrencinin üretip kazanmasıyla kendine güven duygusu gelişmektedir. Mesleğini, iş hayatını sevmeye ve alışmaya başlamaktadır. Kendi ihtiyaçlarını karşıladığı gibi aile bütçesine katkı sağlayabilmektedir. Toplumda işi-gücü olan saygın bir kişi konumuna erişmektedir. Ülkesine, milletine fayda üreten, vergi veren, insan istihdam eden iyi bir vatandaş olmanın hazzını yaşamaktadır.
Ülkemizde eğitim sisteminin özel olarak mesleki eğitimin daha nitelikli yapılabilmesi için kimler neler yapmalıdır?
Bizdeki sistemi tamamen bozmadan bu işin bence çözümü mümkündür. Bir anlamda var olan MESEM programını meslek liselerinde varolan Anadolu Meslek ve Anadolu Teknik programlarıyla entegre etmek gerekiyor. Öğrenci performansına göre programlar arasında yılsonunda sınıf düzeyinde geçiş yapabilmelidir. Meslek liselerindeki AMP ve ATP programlarında da ilk yıl okulda atölyede temel bilgi-becerileri verip ikinci yıl tüm öğrencileri üç gün okul iki gün evine-okula yakın öğrenci-sektör temsilcisiyle buluşturup mülakatla birbirinin kabulüne dayalı eşleştirerek mezuniyetine kadar aynı işletme-firmada işbaşında yaparak yaşayarak meslek öğrenilmesidir. Lise ikinci sınıfta iki gün okul üç gün işletme ve son yıl bir gün okul dört gün işletme yoğunluğunda meslek öğretmektir.
Bu arada SGK zaten zorunlu başlayacak, ilk iki yıl asgari ücretin yarısı, son iki yıl tamamen asgari ücret, yol-yemek-kıyafet ve mezun olunca da asgari ücretin yüzde elli üstünde işe başlatılması halinde gençlerin çoğu mesleki eğitimi tercih edecektir. Sınıfta kalmanın olmadığı, tüm kültür derslerinin seçmeli ve diğer liselere göre daha basit olduğu bir program yapılandırılmalıdır. Burada haftada birer gün ise gençlerin isteğine göre spor-sanat-kültür vd alanlarda imkân sağlayarak çift kanatlı mutlu sağlıklı bir gençlik yetiştirilebilir. Sadece bu imkan bile iyi tanıtılsa mesleki eğitim gençlerin tercih ettiği okul ve programlar haline gelebilir.
Son olarak iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mıdır?
Ben üzerime düşen sorumluluğu “ALTIN BİLEZİK, MESLEĞİM HAYATIM, İŞ İNSANLARI GÖZÜYLE TÜRKİYE’DE MESLEKİ EĞİTİM, SİHİRLİ REÇETE ve BALIK EKMEK” olmak üzere son beş yılda beş kitap yazarak internette makaleler paylaşarak, internet ve ulusal RD_TV programlarına katılarak, SOSYAL MEDYA mecralarında tüm ilgili taraflarla söyleşiler yaparak, çalıştaylarda konuşmacı olarak sempozyumlarda bildiri sunarak yapmaya çalışıyorum. Gençlere kendilerine uygun severek öğrenebileceği ve başarılı olacağı bir meslek sahibi olmanın avantaj, ayrıcalık ve kendilerine sağlayacaklarını anlatıyorum.
Biz iyi anlatabilirsek mesleki eğitim çok keyifli-zevkli ve sonuçları itibarıyla mutlu ve kazançlı bir süreçtir. Gençlere yeteneklerini gösterme-üretme-kazanma fırsatı tanıyalım. Onlara toplum olarak gereken değeri verelim. Sorun kendiliğinden çözülecektir. Bana bu imkânı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Yorum Gönder

@name x